İzmir
Anasayfa > İzmir > Mayamızda İzmir Var, a Canım!

Yazar: Kumru Eğilmez

Yansımadır Bu! İzmir’den Sana

Yansıma… Ne çetrefilli bir mesele. Yansıttıklarımız, bize yansıyanlar şansımız olur, girdabımız olur, ahımız olur, şaşkınlığımız, haykırışımız olur. Doğduğumuz anda da başlamaz üstelik. Hediye olduğunu yıllar içinde idrak ettiklerimiz de olur dönüştürmeye çalıştığımız yanlarımız da... Coğrafyanın dayattığı, bizi büyüleyen güzellikleri ise görebilmek şanstır.

Çok eskilere gidelim, en eskiye. Kimdir bu Smyrna, neden bu şehir, bu adı almış? Smyrna, bir Amazon ismidir. Savaş için Hitit ordusuyla birlikte İzmir civarına gelen rahibeler, ordu dağıldıktan sonra buraya yerleşmiş ve savaşçı bir topluluk olarak yaşamış.

Bu savaşçıların hepsi kadındır ve iyi ok atabilmek için sağ göğüslerini kesmeleriyle ünlüdür.

Cesurdur İzmir. En iyisi, en güçlüsü için direnmek, rızasıyla en kıymetlisinden de vazgeçebilmek tarih öncesinden iyi bildiği bir yaşam biçimidir. Bağrında yaşayanları bu esintilerle büyütüyor olması da bu yansımadandır sanırım. Hep derim, günün her saati topuk sesine aşinadır kentim. Korkmadan yürüdüğümüz o sokakları o sunar, alır biz yaşarız.

Özgürlüktür, esas derdi. Herkesin kendisine biçtiği özgürlük kumaşıyla dilediğince örtünüp dilediği yaşamı sürebilmesine fırsat vermesi kıymetlidir. Saygı duyduğumuz ölçüde saygı görüyor özgürlüğümüz de işte. Aldığımızı verme biçimimiz tüm zarafetimizin göstergesidir.

Berekettir. Üretir, biçimlendirir, tatlandırır renklendirir toprağının her bir karışı; kimi zaman bir inciri bala dönüştürür, kimi zaman bir zeytini olgunlaştırır, kiminde kiraza kırmızı bir can olur. Yansır dört bir yanından toprağın bereketi, suyun saflığı, güneşin sarı sıcaklığı. Oradan akar gelir bir nefes gülümseme, bir somun ekmek, bir bağ güzellik zenginliğimiz, gururumuz olur.

Aidiyettir. Kendinden olanları koruyup kollarken kendini ondan hissedenlere fırsat tanıyandır aynı zamanda. Artan nüfusunda bu sıcaklığının, sarıp sarmalayıcılığının yeri tartışılmaz sanırım. Sofrasında kendini bilen herkese yeri vardır. Renklerin çeşitliliğinin güzelliğini, dillerin farklılığının zenginliğini yüzyıllardır fısıldar durur.

Sırdır. Hala gizemini sakladığı nice taş duvar, nice kilitli sandık vardır bilinmez, yıllar sonrasında bile çözemeyeceğimiz belki de. Sırrını sırrımız eyleyeceğimiz kaç yaşamdan geçip gideceğiz acaba?

Sır, suret…

Yansıttığımız, bastırdığımız, anladığımız, asla idrak edemediğimiz her ne varsa; bir ayna insan, bir ayna suret, bir ayna hakikat yolculuğudur. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, sancımız, inancımız, kırıklarımız, döküklerimiz, görmeyi tercih ettiklerimiz, koşar adım kaçtığımız tüm gerçekler tam karşımızda, tam da biz olarak boylu boyunca bizi seyir halindedir, yaşamın her devrinde her birimizin yaşamlarında. Neyi kendimize yakıştırıyorsak onu takıp takıştırmamız da ondandır işte. Cesareti, aşkı, kaçmayı, saklanmayı, esareti, özgürlüğü, kaybetmeyi, bırakmayı, sessizliği, sağır edecek çığlıkları tarihin her döneminde yaşamış yaşatmış bir kenttir İzmir, bizler de onun evlatları.

Körfeze bakınca gördüğümüzde yansırız, göğün bulutunda beliririz, pazar tezgahlarının arasındaki kalabalıkta bir yanımızı görürüz, çerin çöpün arasından el sallar en afili kuruntularımız. Alırız, yansıtırız, yabancılaşırız, ararız, kovalarız, yetişemeyiz; buluruz fark edemeyiz. Biziz hepsi.

Her halimizin göz kırpmaları şu şehrin her bir sokağı. Boş vermişliğimiz sarılır belimize, yetişemediğimiz bir otobüsün arkasından bakarken. Bir türlü yerimizden kalkamadığımız o deli sıcakta eriyip gider hevesimiz bazen Karataş’tan renkli merdivenler boyunca. Ayazda çizgilerimiz grileşir. Martıların çığlığıdır bizim bağrımızdan kopup gelen. Bir tribünde en azılı fanatik halimiz ayna olur iki yaka arsında. İzmir oluruz, İzmir’i yansıtırız her an her yerde.

Tek bir yol yok şu denize varmak için ya hani. Hah işte tam da öyle bir yolculuk yaşam da. Varmak istediğimiz deniz ise gönlümüzce yürüyebilme fırsatı veriyor yaşam bize. İster kestirmeden, ister dağ tepe zora koşarak. İzmir gibi tıpkı. “Özgürsün, seçim senin. Ektiğini biçer, aldığını verir, topladığını pay edersin!” diyor.

Kuruyup düşen bir çınar yaprağıyız. Sonra yeniden yeşeren bir kuru dal. Darmadağınık bir bahçe her birimizin zihni, yüreği çoğunca. Bahçenin tamamı biziz. Solucanı, kuru dalı, dala yürüyen su damlası, güneşi görünce kuyruğunu sallayan kedisi, çapalanınca can verecek toprak biziz. Kötü kokan o yosun da. Bir şekilde bir yerinden yeşeren, kuruyan, köhneleşen, yücelen, doğru yolu bulan, yol ayrımlarında, yol bozukluğunda tüm başıbozuklukla yalpalayan da…

Neyine sarılırsak o oluyoruz hayatın kollarında. Sırrımızı nereye saklıyorsak oradan yakalanıyoruz en ufak tökezlememizde. Yüzüne güldüğümüzde gülümseyiveriyorsa en asık suratlar bir dönüp bakmak mı gerekiyor acaba en son ne zaman, en son kime astık yüzümüzü? O bahçe biziz. Darmadağınık halleri çok aşina bize bir yerlerden. Beynimizin yılankavi kıvrımlarında neyi büyüttük de bir türlü üstesinden gelemez olduk o ayrık otlarının? Kusur mu peki ya ayrık otu olmak?

Normal miydi sağ göğsünü kesen Amazon, biz onun torunları değil miyiz? İşlemiş işte her bir zerremize her hali bu kentin. Her halimizle boyayıp duruyoruz caddeleri, saksıları, sokakları, balkonları. Gördüğümüz biz, hoşumuza giden biz, söylendiğimiz biz…

Mayamızda İzmir var, a canım! Havamız bazen deniz yapar, bazen tozu dumana kattırır, bazen kaldırım arasından çiçek canlandırır. Esareti kırmayı, yol boyu şarkılar mırıldanmayı, birikintideki suda aksimizi görünce tüm aksiliklerin üstesinden geleceğimize bizi inandırmayı, sevdiceğe sarılırken imbatı duyumsamayı bu kentten öğrendik ki bunu yaşatıyoruz ona. Kavgamızda da sevdamızda da suskunluğumuzda da haykırışımızda da bizi bize İzmir anlatıyor. Delibozuk havasını içimize çeke çeke yaşadığımızdandır bunca delifişek oluşumuz.

Aşkla İzmir, aynada her gördüğümüz kendimiz senden sana, senden bizedir!