ALO ÇÖZÜM HATTI 444 35 66
Radyo ve Demokrasi Müzesi

1945-1964

DÜNYA'DA:

1945-1989 yılları arasındaki Soğuk Savaş Yıllarında, 2.Dünya Savaşı sırasında başlayan "Radyo Savaşları" devam eder. Başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri bu savaşa dahil olsa da, "Radyo Savaşları" daha çok Sovyetler Birliği ve A.B.D arasında devam eder. Radyo, özellikle Macaristan, Küba ve Süveyş Krizleri dönemlerinde zaman zaman kriz ortamı yaratır gibi görünse de, bazen de kriz döneminin aşılmasında da önemli işlevler yüklenir.

1946 yılında ilk alternatif radyo ABD'de yayına başlar. Bu radyo yayıncılığı türü yıllar içinde farklı ülkelerde çok sayıda görülür.

1947'de radyo yayıncılığının miladı sayılan Transistör icat edilir. Dünyanın en büyük telefon şirketi olan Bell kuruluşlarının araştırma laboratuvarlarında, William Shockley başkanlığında John Bardeen ve Walter Brattain'den oluşan ekip, teknolojide yepyeni bir çığır açan bu buluşlarından dolayı, 1956 yılında Nobel Ödülü'nü paylaşır. İlerleyen yıllarda da görüleceği gibi bu icat, sağladığı olanaklar nedeniyle, radyo dinleyicisinin özgürleşmesi anlamını taşır.

1949'da Californiya'da kurulan KPFA Radyosu, barışı, sosyal adaleti sağlamada, işçi hareketlerini ve emekçilerin sanatını duyuran her tür program yapar. Radyo, Kore savaşında Amerika karşıtıdır, ama daha sonra kendisinin yasallaşmasını sağlar. Yasal zemini kazandıktan sonra yayınlarına daha özgür bir biçimde devam eder. 1949 Yılında, türünün ilk ve en önemli örneği olarak gösterilen Bolivya' daki maden işçilerinin radyosu La Voz del Minero yayın hayatına başlar. Bolivya'nın yüksek dağlarında maden işçilerinin kendi kurdukları, yayın yaptıkları ve kontrol ettikleri küçük bir radyo istasyonu vardır. Onlar, kendilerini ve radyolarını, otoriter merkezi yönetime karşı dayanma kültürünü yaratmak olarak tanımlar. Kendi değerlerine göre, normal zamanlarda demokratik açıklık uygularlar; sendika ve üyeleri arasında kültürel link görevini yapar, müzik, şiir, haber, komedi ve politik hicivler yer alır. Askeri yönetimlerde, ya da askeri kuralların uygulandığı zamanlarda ise dayanma yayını formu özelliklerini taşır.

1951 Yılında Münih' te yayın hayatına başlayan Radio Free Europe (RFE), "gerçeklere dayanan bilgi ve görüşleri yayarak demokratik değerleri ve kurumları geliştirmek" olarak açıkladığı görevi çerçevesinde 25 dilde Rusya, Orta Asya, Kafkaslar ve İran ve Balkanlar' a kadar uzanan coğrafyada yayın yapar. A.B.D, Avrupa ve Sovyetler Birliği' ne kadar ulaşan Radio Free Europe (RFE), ve Radio Liberty (RL)' yi kullanır. Radyo yayınlarının bu bölgelere ulaşması, soğuk savaşın kazanılmasında çok etkili olur.

1950-1953, Kore Savaşı yıllarıdır. VOA, kendi ülkesinde, ama özellikle yurt dışına yaptığı radyo yayınlarıyla haklı olduğunu anlatmaya çalışır. Öte yandan da savaşan askerlerin moralini yüksek tutmak amacıyla yaptırdığı ve dağıttığı mobil radyolarda eğlence programları yayınlar.

1956 Yılındaki Macaristan Krizi, Batı'nın dış politikasında ve uluslar arası radyo yayıncılığında büyük önem taşır. Daha önce hiçbir kitle iletişim aracı hiçbir olayı bu kadar derinden etkilemez. Bunun da ötesinde Yugoslavya Başkanı Tito, krizin, Macaristan ve Polonya arasındaki radyo yayınlarına müdahale nedeniyle ortaya çıktığını, Sovyetler Birliği' nin bu iki ülke arasındaki yayınlara müdahale konusunda sinirlendiğini, olayın çıkmasında bunun da etkili olduğunu söyler. Sovyetler Birliği' nin bu denli sinirli olmasında kuşkusuz A.B.D' nin bu ülkelere yaptığı propaganda çalışmalarının etkisi vardır. Macar krizinde radyo, bazı kaynaklara göre belki de bu ayaklanmayı başlatan, yani krizi yaratan da bir rol üstlenmiş gibidir. Batı' nın radyo istasyonları aracılığıyla demir perde gerisindeki ülkelere yaptıkları yayınların, olayların tırmanmasında önemli bir rol oynadığı görülür. Batı, bu yayınların amacının o ülkelere demokrasi ve özgürlük götürmek olduğunu söylese de, sunulan gerekçeler, yaşanan olayları değiştirmez ve sonuçta o yıllarda radyonun kitleleri harekete geçirmek açısından çok önemli bir işlevinin olduğu kanıtlanır.

1957 Yılına gelindiğinde, 10 yıl önce icat edilen Transistör, 30 milyon adet üretilerek kitle iletişim araçlarının dünya genelinde rahatça dinlenmesi açısından önemli bir aşama kaydedilir. İnsanlar, Transistör sayesinde artık bir yere bağlı olmadan, her yerde radyo dinleyebilirler. Dinleyicisine bu rahatlığı ve özgürlüğü sağlayan transistör, radyonun ulaştığı kitlenin artması nedeniyle sonraki yıllarda, iktidarların ve özgürlük peşindeki insanların bu gücü kullanmasını da beraberine getirir.

1958 yılında ilk korsan radyo yayıncılığı, Baltık Denizi' nden İskandinav ülkelerine yönelik olarak yayına başlayan Radio Mercury ile başlar. Bu korsan radyoların en ünlüsü 1964 yılından, 1980 yılında gemisi batıncaya kadar yayın yapan Radio Caroline' dır. Adı geçen bu iki korsan radyo, sadece lisans almak pahalı olduğu için bu yayıncılık türünü seçer. Nitekim, politik bir amacı olmayan bu radyoların yaptıkları yayın müzik ağırlıklıdır.

1960'lı yıllarda özgür radyoların atası sayılabilecek Radyo Caroline, Manş Denizi' nde, kimi zaman da Kuzey Denizi' ndeki uluslararası sularda seyreden bir gemiden Rock ve Pop müziği yapar ve Hollanda' daki bir posta kutusu adresi aracılığıyla dinleyicileriyle iletişim kurar. Radyo yayıncılığında Off-Shore Radyo Yayıncılığı olarak da adlandırılan bir statüde yayın yapan Radyo Caroline, yasal boşlukları uluslararası sularda bulur.

1960'lı yıllarda dünyada Topluluk Radyoları da yaygınlaşmaya başlar.Topluluk radyolarının çağdaş tarihi serüveninde, Apartheid rejimi yıkıldıktan sonra Güney Afrika Cumhuriyeti' nde başlayıp, sırayla diğer Afrika ülkelerinde başlayan öykünün özel bir yeri ve anlamı vardır. 1990' larda, Mali, Burkina Faso, Namibia ve Güney Afrika Cumhuriyeti, özgür yayın dalgalarını alan topluluk radyoları ulusal yayın yelpazesinin bir parçası olarak yayınlarına başlar. Apartheid rejimi sonrası Güney Afrika Cumhuriyeti hükümeti kabul ettiği yeni yayın düzenleme politikasıyla, çatışma ve anlaşmazlıklarla geçen yılların ardından her kesimi barıştırmayı, demokratik ve çoğulcu bir toplumu kurmayı umut eder. 1993' te yasal düzenlemeyi içeren Independent Broadcasting Authority –Bağımsız Yayın Otoritesi (IBA)' ni kurar.

1961 Yılına gelindiğinde, Radyo artık sadece savaş zamanı propaganda için kullanılan bir araç değildir. Cezayir' de olduğu gibi, çok önemli bir işlevi yerine getirir. Cezayir' deki darbe sırasında transistorlu radyo, önemli bir rol oynar. Başkentteki durumu radyodan anında öğrenen askerler, komutanlarının yasal hükümete karşı ayaklanmaları emrini reddederler.
 
KÜBA KRİZİNDE RADYO:

1962 Yılına damgasını vuran Küba Krizi, Soğuk savaşın iki süper gücü A.B.D ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan ve tüm dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirmesi nedeniyle en önemli siyasi krizlerden biridir. İki süper güç arasında yaşanan gerginliğin doruğa tırmandığı olaylar sırasında, dünya nefesini tutar ve iki süper gücün ağzından çıkacak sözcüklere kilitlenir. Tüm bu süreçler yaşanırken, her iki ülke kendilerinin haklı olduğu konusunda kamuoyu desteği almak için radyoyu kullanır. Bu radyo yayınları sadece her iki ülkenin kendi radyoları değil, müttefik olarak görülen ülke radyoları için de söz konusudur. Tarihe Küba Krizi olarak geçen ve milyonlarca insanın kriz boyunca nükleer savaş tehdidi altında yaşamasına neden olan bu olay, dünya siyasi tarihinde ve diplomasi tarihinde olduğu kadar ve radyo yayıncılığı tarihinde de önemli bir yer tutar. Öyle ki, krizden sonra olayın kahramanları sadece iki süper gücün lideri değil, neredeyse VOA ve Moskova Radyosu da olmuştur. Radyo, 2.Dünya Savaşı' nda ve onu takip eden soğuk savaş yıllarında, özellikle o dönemin iki süper gücü olan A.B.D ve Sovyetler Birliği tarafından hem karşı ülkenin rejimini yıkmaya hem de kendi rejimlerinin propagandasını yapmaya yönelik olarak kullanılır. Ancak hiçbir zaman Küba krizinde olduğu kadar kritik ve etkin bir rolde görülmez. Çünkü bu olay sırasında iki lider birbirlerine mesajlarını radyo ile gönderirler. İlk defa iki süper gücün lideri radyo üzerinden birbiriyle direkt olarak diplomasilerini idare eder ve elektronik medyanın hızı işlerini kolaylaştırır.

1963 Yılında dünya, A.B.D'nin Vietnam'a Saldırısı'yla sarsılır. Savaşın sürdüğü yıllarda ve daha sonraki süreçte sadece A.B.D ve Vietnam' ı değil, pek çok ülkeyi ve halkı da yakından etkiler.

1968 Radyo, bazen de, sahiplilik açısından kamusal yayıncılık hizmetiyle yayın yapsa da; yayınlanan programlar, toplumda önemli değişim ve dönüşümlerin tetikleyicisi olur. "Cezayir' in bağımsızlığını kazanmasından birkaç yıl sonra, Fransa'daki gösteri ve ayaklanmalar sırasında yapılan radyo röportajları, tüm dünya gençliğini de etkisi altına alçak olan 1968 Mayıs - Haziran olayları'nın gelişiminde önemli bir yer tuttu.
 
RADYO REBELDE:

Hak ve Özgürlük mücadelesi veren pek çok grup, radyonun gücünden yararlanır. Bu tür radyoların en çarpıcı örneği Küba'daki Rebelde'dir. Rebelde, dünyadaki pek çok korsan radyoya örnek teşkil eder ve bu radyo model alınır. Castro ve Che Guevara' nın diktatörlük rejimine karşı yürüttükleri mücadelede gerilla savaşlarının olduğu kadar bu radyo yayınlarının da etkili olduğu bilinir. Castro, radyo yayınlarının önemini biliyordu, fakat korsan radyo kurma fikri Che Guevara' dan gelmişti. Guevara, Küba halkına direkt olarak seslenmenin tek yolunun radyo olduğunu biliyordu ve mücadeleye daha önceden katılmış olan bir teknisyen, eski bir gazeteci ve Havana' nın en popüler radyosu Mambi' de sunuculuk yapmış olan iki kişi olmak üzere dört kişiden oluşan ekibi kurdu. Yayını yapmak üzere de eski bir verici buldular. 23 Şubat 1958' de yayına başlayan Radyo Rebel, hem kendi taraftarlarına moral veriyor hem de karşı tarafın moralini bozacak anonslar ve programlar yapıyordu. Miami' de yaşayan Kübalı' lar da, gizlice teknik donanım konusunda destekler. Radyo yayınları yoğun hükümet sansürüne karşı direnişin çok önemli bir iletişim kanalı olur. Fidel Castro ile yapılan uzun röportajlar ve yayınlanan haberler Küba'nın farklı bölgelerindeki direniş grupları arasında eşgüdümü sağlar.

Düzenli bir yayın akışı bulunan Radyo Rebelde her gün sabahları 07.00-09.00, akşamları da 20.00-22.00 arası yayın yapar. Programlar giderek daha profesyonel olmaya başlar ve gerillaların kazandığı zafer sayıları, isyancı komutanların konuşmaları, manifestolar, Batista rejimini eleştiren ya da alay eden konuşmalar, vatanseverlikle ilgili şiirler, şarkılar ve gerillaların ailelerine dönük, örneğin ‘anne, ben Pepito, ben iyiyim, merak etme' türünden kişisel mesajlar da yer alır. Yayınlarına dört kişiyle başlayan Radyo Rebelde, kısa süre içinde büyür. Ancak bu öyle bir büyümedir ki, artık tek merkezde tek radyo yoktur. Her bir gerilla kampında olmak üzere, yaklaşık 32 radyo vardır ve bunların her biri merkezdeki radyo saldırıya uğrayıp devre dışı kaldığında hemen merkeze dönüşebilecek konumdadır ve elbette her kamp, bu radyo yayınlarıyla haberleşir. Başka bir deyişle radyo, sadece taraftarlarına ya da Batista rejimine karşı yayın yapmakla kalmaz, aralarında haberleşme kanalı olarak da kullanılır.

TÜRKİYE' DE:

1946 - 1960 Yılları arasında kültür ve sanat programlarının içinde en fazla Radyo Oyunları yer alır.

1949 Yılında İzmir Belediyesi tarafından kurulan ve Ege Bölgesi için yayına başlayan İzmir Radyosu, 1953 Yılında devlet radyosu kimliğini kazanır.

1950' ler, Türkiye' deki radyo yayıncılığının kara sayfaları arasında yer alır. Çünkü, mevcut DP iktidarı, muhalefet partilerinin seçimler için bile radyoyu kullanmasını yasaklar ve kendi ideolojik amaç ve çıkarları doğrultusunda kullanır. 1954 yılından sonra radyonun "partizan" kullanımı artar ve 1957' den itibaren şiddetlenerek sürer. Bu nedenle, 1950' ler, Türkiye yayıncılık tarihinde "Partizan Radyo" dönemi olarak anılır.

1951'de Türkiye' de ilk radyo reklamı yapılır. Önceleri radyonun kendi spikerleri tarafından okunan reklamlar için daha sonraları "Özel Saatler" ayrılır.

1950 - 1953 Yılları arasında devam eden Kore Savaşı' nda, iktidardaki DP hükümeti, A.B.D' nin yanında yer alarak A.B.D için savaşmak üzere asker gönderir. Radyo yayınlarıyla da bu davranışını kamuoyu nezdinde meşru kılmaya çalışır. Yayınlarda tamamen A.B.D çıkarları doğrultusunda program ve mesajlar yer alır. Savaşa giden Türk askerlerinin haberleri radyodan verilir. İstanbul Radyosu' nda Cumhuriyet gazetesi muhabirinin savaş alanından yaptığı röportajlar, yer alır. Radyo ayrıca, askerlerle yurttaki yakınlarının haberleşmesini sağlamak amacıyla "Kore Saati" ni yayınlamaya başlar.

1958 Yılının 1 Ekim' inde radyodaki haber bülteninde "Vatan Cephesi" nin kurulduğu, ülkenin iyiliğini, esenliğe çıkmasını isteyenlerin bu cepheye katılmaya başladıkları duyurulur. Bu ilk yayını, her gün 19.00 bülteninde Vatan Cephesi' ne katılan yurtseverlerin! adlarının okunması izler. Bir süre sonra isimler akşam haber bültenine sığmaz olunca bu adları öğle bültenine de aktarmak zorunda kalırlar. Gelen büyük tepkiler karşısında 26 Ocak 1960 Tarihinden sonra öğle saatlerinde "Yurdun Dört Köşesinden Haberler" adıyla bir program yapılarak isimler orada okunmaya başlanır. Bu durum 27 Mayıs' a dek devam eder.

1960 Yılının 27 Mayısında Ordunun yönetime el koymasıyla, demokrasi ilk kez kesintiye uğrar. O yıllar, Türkiye' deki siyasi ve toplumsal olayların yanı sıra radyo yayıncılığı açısından da büyük önem taşır. Okuma yazma oranının çok düşüktür ve radyo geniş kitlelere ulaşabilmenin tek aracıdır. İhtilali yapanlar hem yaptıkları ihtilalin haklılığını anlatmak için, hem de Yassıada' da devam eden duruşmaların halka iletilmesinde radyoyu etkin biçimde kullanır. Yeni yapılan anayasa ve bu doğrultudaki önemli tüm gelişmeler radyo aracılığıyla dünyaya duyurulur. Bu arada Yassıada' da devam eden yargılamalarda haklarında açılan pek çok davadan birinde, Adnan Menderes ve yedi eski bakan, "devlet radyosunu, siyasal amaçlarına alet ederek partizanca kullanmak, muhalefete radyoyu kullanma hakkını tanımamak ve bu suretle anayasayı ihlal etmek" suçlamasıyla yargılanır ve mahkûm olurlar.

1960'lı yıllar, aynı zamanda Almanya' ya Göç' ün de başladığı zamanlardır. Bu emek göçüyle birlikte Türkiye' de çok şey değişir. Sonraki yıllarda tüm toplum kişi, kurum ve katmanlarını derinden etkileyecek olan bu büyük göç dalgası yaşanırken, radyo yayıncılığında da önemli olaylara tanık olunur. Almanya' daki gurbetçilerden gelen şarkı istekleri ve izne gelen vatandaşlarımızın elindeki transistörlü radyolar, unutulmaz anılar arasında yer alır.

1961 Yılının 9 Temmuz'unda yapılacak olan yeni Anayasanın halk oylaması için DP' liler ve ordu yönetimi kıyasıya bir mücadeleye girer. Bu mücadele sırasında ordu, "bir an önce sivil yönetime devredebilmek için bir an önce yeni yasanı kabul edilip hayata geçmesini" ister. Ve bu gerekçeyle açıklanan nedenlerle radyo o dönemde pek de arzu edilmeyen bir biçimde kullanılır. Hatta halk oylamasına on gün kala kabul edilmesine dair verilen haberlere yeni bir uygulama eklenir. Türk Sanat Müziği Şefi Arif Sami Toker' in bestelediği "Anayasamıza Evet diyelim" dizeleriyle biten şarkı, hemen her programın sonunda yayınlanır.

1963 Yılının 24 Aralık günü TRT' nin özerk yapısını ve işleyişini düzenleyen 359 Sayılı Yasa TBMM' de kabul edilir ve 1 Mayıs 1964' de yürürlüğe girer.