ALO ÇÖZÜM HATTI 444 35 66
Radyo ve Demokrasi Müzesi

1921 - 1939

DÜNYA' DA :
2 Temmuz 1921'de ilk canlı radyo yayını gerçekleşir. Jarsey kentinde yapılan unvanlı bir ağır sıklet boks maçı, Atlantik kıyısındaki 200 noktadan dinlenir.

1922'de Lenin, telsiz telgraf tekniklerinin bir an önce hayata geçirilip yaygınlaşması için harekete geçer ve 1922'lerin başında Moskova'da radyo yayını başlar. Bu, aynı zamanda o günlerde dünyanın en güçlü radyo istasyonudur.

1925 yılının Ağustos'unda; bir yıl önce ölen Lenin'in hayatta iken gösterdiği çabalar sonuç verir ve dünyada ilk kısa dalga radyo yayını Rusya' nın başkenti Moskova' dan yapılır.

1926 yılında, Hitler' in Propaganda Bakanı Goebbels' in radyoyu propaganda çalışmalarında kullanmasından çok önceleri, Sovyetler Birliği, Bessarabia'nın Romanya’dan geri alınması talebinde radyoyu uluslararası diplomaside kullanır.
1929 yılında Moskova Radyosu açıldığında dört dilde yayın yapmaktadır ancak 1933'e gelindiğinde komünist devrimin dünyaya anlatılması ve rejimin yaygınlaştırılması çalışmaları nedeniyle bu sayı 11'e çıkar.

1931 yılına gelindiğinde radyoyu propagandalarını yaymak için kullanan ülkeler Almanya, İngiltere ve Amerika ile sınırlı değildir. Örneğin; Çin' e saldıran Japonya, 1931' den itibaren yavaş yavaş işgal ettikleri bölgelerde halka açık yerlerde hoparlör yerleştirerek radyoyu kullanır.

1938 Radyo, sadece propaganda mesajlarının iletildiği bir araç olarak görülmez. Aynı zamanda burada hazırlanan mesajların olabildiğince yaygın bir kitleye ulaşması için de gerekli çalışmalar yapılır. "Savaş ilan edildiğinde Fransa' daki 5 milyon radyo alıcısına karşılık, Almanya'da Batı Avrupa' daki en yüksek rakam olan, 9.5 milyon radyo alıcısı vardır.
 
TÜRKİYE'DE :

1921 yılında, İstanbul' da bir Fransız savaş gemisinden yapılan ilk deneme yayını bir müzik programıdır.
1923'de Türkiye'de Cumhuriyet'in ilan edildiği yıl, ilk radyo yayını Öğretmen Okulu'nun bodrumunda, davetliler ve basın huzurunda gerçekleşir.

1925'e gelindiğinde ise, "Telsiz Tesisi Hakkında Kanun" adıyla bir yasa çıkarılarak, ülke genelinde bir telsiz şebekesi kurulması öngörülür. Atatürk, okuma yazması olmayan Anadolu Halkına Cumhuriyetin ve devrimlerin anlam ve önemini anlatmada etkili olduğunu bildiği radyodan yararlanmak için gerekli hazırlıkların başlamasını ister.

1926'daki Bakanlar Kurulu'ndan kuruluşuna teşebbüs edilen Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi' nin (TTTAŞ) " Nizamname-i Dahilisi " ni onaylayan bir kararname çıkar.

1927'de ise, Türkiye radyo yayıncılığı açısından resmi olarak ilk radyo yayınları İstanbul' da başlar. Bu ilk radyo yayının gerçekleşmesi öncesi, yayınların yasal bir zemine oturması için gerekli çalışmalar başlatılır. İlk yayınlar günde 4-5 saati geçmez.
1927 - 1934 yılları arasında Türk Sanat Müziği' nin radyo yayınlarındaki payı bazı yıllar yüzde 50' yi aştı, bazen de çok daha aşağılara indi. Yeterli alt yapı ve derleme olmadığı için halk müziği yayınlarının oranı düşüktü. Radyo yayınlarının ilk yılından itibaren alaturka-alafranga müzik kavgası da başlamıştı. Bazı aydınlar, en mükemmel müziğin Türk müziği olduğunu ileri sürüyorlardı. Batılılaşma yanlılarının bir kısmı Türk müziğinin terkedilerek Batı müziğinin benimsenmesi, diğer bir kısmı ise Batı müziğinden yararlanarak Türk müziğinin "ıslah edilmesi" gerektiğini savunurlar.

1930'lu yıllar, Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesini kazanıp, genç Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluş çalışmalarının oldukça yoğun olduğu yıllardır. Hükümetin kendini iyi anlatması, cumhuriyet ve demokrasi kavramları konusunda halkı bilinçlendirmesi ve bu düşünceyi yaygınlaştırması gerekmektedir. Ancak yazılı basının henüz gelişmemiş olması nedeniyle radyo yayınları büyük önem taşımaktadır. Öte yandan özel sektörün de henüz oluşmaması da hükümetin bu işi özel yayıncılık kapsamında gerçekleştirmesini sağlamaya olanak vermez. Bu nedenle, radyo 1936 yılında devletleştirilir ve 1940 yılına dek PTT yönetiminde kalır.

1934 yılı başlarında, radyodaki Türk müziği yayınlarına eleştiriler yoğunlaşmaya başlar. Bu tartışmalara son noktayı Atatürk koyar. 1934 Kasımında Büyük Millet Meclisi' nin açılış konuşmasında o yıllarda dinletilen müziğin yüz ağartacak değerde olmaktan uzak olduğunu ifade ederek, "İnce duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri toplamak ve onları son musiki kurallarına göre işlemek" gerektiğini söyler. Gazi' nin bu konuşmasının hemen ertesinde İçişleri Bakanlığı, İstanbul ve Ankara radyolarında Türk müziği yerine yalnızca "Garp tekniğiyle bestelenmiş" parçaların çalınacağını açıklar. Bu yasak, 1935'te ve 1936'nın ilk yarısı boyunca sürer.

1935 - 1936 Yıllarında Ankara Radyosu' nda kültür ve sanata ilişkin programlar oldukça zengindir. "Edebiyat Saati", "Şiir Saati", "Türk Dili Araştırma Kurumu Saati" bu programlardan birkaçının adıdır.

1936 yılında, Türkiye Radyolarında özel bir yeri olan ve sonraları önemi daha da artacak olan "Çocuk Yayınları" başlar. Aynı yıl, "Garp tekniğiyle bestelenmesi" yasağını bitiren yine Atatürk oldu. Köşkte Tamburacı Osman Pehlivan' dan Rumeli türküleri dinleyen Atatürk, bu türküleri radyodan halka da dinletip dinletmediğini sordu. Osman Pehlivan' ın "Gazi hazretleri, siz radyoda Türk müziği yayınlanmasını yasakladınız, buna imkân bulamıyoruz." şeklindeki cevabı karşısında Atatürk "Bunu da yanlış anladılar." dedi ve derhal radyoya gitmesini ve bu türküleri radyodan da yayınlamasını emretti. Böylece türküler radyoda yeniden kendine yer bulmuş olur, Türk sanat müziği ise birkaç yıl içinde radyoya geri döner.

1938'de Atatürk hayata gözlerini yumar ve bu haber ilk olarak Türkiye'nin Sesi radyosu tarafından dünyaya duyurulur.
 
MUTFAK BİTİŞİĞİNDE BİR STÜDYO:

1929 dünya ekonomik bunalımı Türkiye' yi de yakından etkiler. Ekonomik durum nedeniyle zaten güçlükler içinde olan genç Türkiye Cumhuriyeti bu dış ekonomik etkiyle daha da güç bir duruma düşer. Kemalist devrimler halka benimsetilirken ortaya çıkan bazı güçlükler ve uygulanmak zorunda kalınan baskılar ve hükümetin ekonomik ve sosyal alandaki darboğazları, siyasal açıdan güç bir dönemin özellikleridir. Dünyayı etkileyen ekonomik kriz Türkiye' yi bunaltırken doğal olarak o dönem radyo yayıncılığını yürüten TTTAŞ (Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi) da bu krizden etkilenir.

İstanbul'da önce büyük postane, ardından Ambassador Oteli ve daha sonra da Galatasaray Postanesi radyo stüdyosu olarak kullanılıyordu. Ankara' da ise yayın Ankara Palas' ın bodrum katından yapılır.

O dönemin spikeri Ercüment Behzat Lav, o günleri şöyle anlatır :

"O görkemli Ankara Palas salonlarında, baloların, kordiplomatlığın ziyafetlerde boy gösterdikleri o salonda spikerlik, benim deyimimle konuşmanlık yapacağımı sanıyordum. Fakat günün birinde, hadi bakalım spikerliğe başla diye beni yer altında, bodrum katında karanlık, basık tavanlı, havasız yere sokuverdiler... Evet öyle bir stüdyoda çalışmak zorunda kalmıştık. Stüdyonun özelliği, kırmızı perdeli, tozlu, eprik... Uzun bir koridordan geçilirdi. Mutfağın bitişiğinde bir oylumdu burası. O mutfaktan satır sesleri gelirdi. Aşçıbaşının keyfine göre kıymayacağı etleri kıyması tutardı herhalde ki, biz tam yayına başladığımız sırada aşçıbaşının satır sesleri gelirdi. Böyle bir ortamda yayın ise ancak radyoculuk aşkıyla yapılabilirdi."
 
GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİ' NİN GENÇ RADYOSU

1930'lu yıllarda radyolarda müzik yayınları önemli bir yer tutar. İstanbul Radyosu' nda "Telsiz Telefon Stüdyo Alaturka Musiki Heyeti" fasıl müziğini, "Telsiz Telefon Stüdyo Orkestrası" ise batı müziğini gerçekleştirmekten sorumludur.

1935-1936 yıllarında Ankara Radyosu' nda kültür ve sanata ilişkin programlar oldukça zengindi. "Edebiyat Saati", "Şiir Saati", "Türk Dili Araştırma Kurumu Saati" bu programlardan birkaçının adıdır. Türkiye Radyoları' nda köylü dinleyicilere yönelik ilk program "Ziraat Vekaleti Saati" adıyla yayınlanır. Çiftçilere yönelik "Meteoroloji Saati", "Arıcılık" gibi programlar da hazırlanır. İstanbul Radyosu' nda ise köylü dinleyici grubuna yönelik programlar yoktur. Kültür ve sanata ilişkin programlar daha çok tiyatro içeriklidir ve o dönemler için ilginç bir uygulama olarak Şehir Tiyatroları' ndan naklen yayın yapılır.

Genel olarak bu dönemde radyo yayıncılığımızın daha çok Batı ülkelerindeki radyo yayıncılığından etkilendiği görülür. Bu da çok doğaldır. Çünkü genç Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin izlemekte olduğu batılılaşma politikası radyo yayıncılığını da kapsar.